HABERLER
HAVA DURUMU





YONETiM
 
  MECLİS>Vekilimizin Kamulaştırma Kanununun 475 sıra sayılı Tasarı'nın 1'inci maddesi ile ilgili konuşması.

                     Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 475 sıra sayılı Tasarı'nın 1'inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

                     1983 yılında çıkarılan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 38'inci maddesindeki "Kamulaştırma yapılmış ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik, zilyet veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala el koyma tarihinden başlar." hükmü, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 4/11/2003 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren iptal kararında bu maddenin Anayasa'mızın 2, 13, 35 ve 46'ncı maddelerine aykırı olduğu vurgulanmış ve bu nedenle iptal kararı verilmiştir.

                       Tasarıya baktığımızda, tasarının Kamulaştırma Kanunu'nun 38 inci maddesinin Anayasa Mahkemesince iptaline dayanak olan Anayasa'nın 2, 13, 35 ve 46 ncı maddelerini yeterince dikkate almadığı açıkça görülmektedir çünkü Anayasa'mızın 46'ncı maddesinde "Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

                       Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir. Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir." şeklindeki açık hükmüne rağmen, tasarıda, idarelerin bütçelerinde sermaye giderleri için öngördükleri ödenekten yüzde 2 pay ayrılacağı belirtilmekte ve alacakların toplam tutarının ayrılan yüzde 2 ödeneğin toplam tutarını aşması durumunda ise taksitlerle ödemenin gerçekleştirileceği belirlenmiştir. Oysa Anayasa'mızın -biraz önce ifade ettiğim- 46'ncı maddesi, kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinin nakden ve peşin olarak ödeneceğini açık olarak hükme bağlamıştır. Taksitlendirme yapılacak istisnai durumları ise yine aynı maddede, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saymıştır. Bu açık hükme rağmen, tasarının bu hususun dikkate alınmadan düzenlenmesi uygulamada tekrar anlaşmazlıklara yol açacaktır.

                        Sayın milletvekilleri, kamulaştırmasız el koymayı yeniden düzenleyen bu tasarının, ana ilke olarak kamulaştırma sonucu oluşan borcun Anayasa'nın 46'ncı maddesinde belirlendiği şekliyle nakden ve peşin olarak ödenmesini öngörmesi gerekirdi ancak tasarı, düzenleyici etki analizi yapılmadan hazırlandığından Hükûmet, idarelerin nasıl bir bedelle karşılaşacağını bilememekte, nakden ve peşin ödemeyi göze alamamaktadır. Anayasa'nın 46'ncı maddesi hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu bilmesine rağmen, Hükûmetin böyle bir düzenlemeyi bütçe imkânları bakımından zora düşmekten çekindiği için bu şekilde düzenlediği aşikârdır. Oysa, ciddi bir araştırma ve düzenleyici etki analizi yapılması hâlinde bu endişelerin ne ölçüde geçerli olduğu ortaya çıkabilirdi.

                       Kamulaştırma, Anayasa'nın 35'inci maddesinde teminat altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlamadır. İdare kendisine Anayasa tarafından tanınan yetkileri yasaya uygun bir şekilde kullanmadan taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Eğer kamulaştırma ilkelerine aykırı davranmışsa bu aykırılığı yine kamulaştırma ilkelerine riayet ederek düzeltmek ve tazmin etmek durumundadır.

                        Değerli milletvekilleri, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, Anayasa'ya aykırı davranışlarından kaçınan, hukuku devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın bilincinde olan devlettir. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği ve mülkiyet hakkının zaman aşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu tarafından bir taşınmazın malik, zilyet ve mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiğini göstermez. Devletin fiilî davranışının hukuk kurallarına uygun olması kazanılmış haklara saygı duyulmasını gerektirir. Hukuk devletinin, hukukun genel ilkelerinin ve kazanılmış haklara saygının amacı ise bireylerin hukuk güvenliğini sağlamaktır. Devlet kamu yararı gözetirken bu ilkelere uymak durumundadır.

                        Tasarı her ne kadar kamulaştırmayı değil, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminatı düzenliyorsa da konu kamulaştırma hukuku ile doğrudan ilintili olduğundan, başta Anayasa'nın 46'ncı maddesi olmak üzere kamulaştırma mevzuatına uygun bir düzenleme yapılması gerekirdi. Bu husus dikkate alınmadığından dava yolunu zorlaştıran bir düzenleme yapılmıştır. Oysa, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi, dava yolunun önündeki engelleri kaldırmakta ve bu konuda hiçbir tereddüde mahal bırakmamaktadır. Bu nedenle, düzenleme, Anayasa'nın 36'ncı ve 138'inci maddelerine de aykırıdır. Anayasa'nın 36'ncı maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçamaz." 138'inci maddenin dördüncü fıkrasında ise "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." denilmektedir.

                          Değerli milletvekilleri, tasarı, uzlaşma yolu ile ödenecek tazminat bedellerinin ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden yapılacak ödemelerin idarelerin bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden yüzde 2 pay ayrılmak suretiyle, ödenecek tutarın ayrılan ödeneği aşması durumunda herkese eşit olarak taksitlerle ödeme yapılacağını öngörmektedir. Tasarı bu hâliyle Anayasa'ya aykırılık teşkil etmektedir. Herhâlde Hükûmet ileride ne ile karşılaşacağını bilemediği ve öngöremediği için taksitle ödemeyi getirmektedir. Ancak bilinmeyen ve belirsiz bir durum için yine belirsiz bir taksitlendirme şekli getirmek doğru değildir. Bu durumda en makul çözüm, ödemenin aylık eşit taksitler hâlinde ve azami beş yıl içinde yapılmasıdır. Ayrıca mahkeme kararı üzerine yapılacak ödemeler için bütçeden ayrılan yüzde 2'lik pay çok düşüktür. Bu oran, eğer endişeler gerçekleşirse, yetersiz olacaktır.

                         Değerli milletvekilleri, tasarıda uzlaşma yöntemlerinden birisi olarak İmar Mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması öngörülmektedir. Tasarıda İmar Mevzuatı'na atıf yapılmışsa da imar hakkı kullandırılmasının tanımı ve mahiyeti belirsiz olduğundan ve İmar Mevzuatı'nda henüz bir düzenlemesi yapılmadığından bu düzenleme yerinde değildir.

                          Tasarıda uzlaşma yöntemlerinden biri olarak, eğer kamu yararı kalmamışsa taşınmazın idarenin elinde kaldığı süre için ecri misil ödemesi şartıyla taşınmazın malikine aynen teslimi de öngörülebilirdi. Hâlen devam eden kamulaştırmasız el atmaları ortadan kaldırmak için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27'nci maddesindeki "Acele kamulaştırma" hükmünün yeniden düzenlenmesinde fayda vardır.

                           Bu kanun tasarısının uygulama tarihi ve kapsamı dikkate alınarak tahminî bir maliyetin çıkarılmasında geç de olsa düzenleme etki analizinin yapılmasında fayda bulunmaktadır. Tasarının görüşmeleri sırasında bu analiz yapılmadığı için mevcut ve muhtemel dava sayıları ile ödenmesi muhtemel bedeller konusunda tahminî bir öngörü dahi yapılamamıştır.

                           Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi bitiriyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

okunma:174  -Yazıcı için Hazırla
aa Site Hitleri=aaBugün : 37aa Dün : 200aa Toplam : 78391